Türkiye de Batı Saldırısı

Türkiye de Batı Saldırısı

19.10.2016 / Dalları / Radyo Tucu / 831 hits

Yazar: Prof. Dr. Cihan DURA

ELMADAĞI Yayınları arasında Nisan 2015’te iki yeni eser çıktı. Bunlardan biri, “bitirilmeye, parçalanmaya çalışılan Atatürk Türkiye’sinin, neden ve nasıl bu duruma düşürüldüğünü” konu edinen Prof.Dr. Cihan DURA Bey’in “TÜRKİYE’YE BATI SALDIRISI Ekonomimiz Hangi Silahlarla İşgal Ediliyor?” adlı “sorunu saptayan ve çözüm önerilerini içeren” kapsamlı, değerli ve önemli eseridir.

 “Türkiye’ye Batı Saldırısı”nda ülkenin içine düşürüldüğü vahim durum hakkında can alıcı soru soruluyor; kitapta, Atatürk Türkiye’sinin nasıl sömürgeleştirildiğinin yanıtı aranıyor. Ayrıca önemli ve geçerli “kurtuluş için çözüm yolları” öneriliyor.

 

 Kitap, bir ÖNSÖZ ve GİRİŞ’ten sonra;

*”Merit Statejisi /Merdiveni itmek”,

* Serbest Ticaret,

* Dış borçlanma,

* Özelleştirme,

* Yabancı Sermaye,

* Yabancıya Toprak Satışı,

* Küreselleşme ve Ulus-ötesi Şirketler ile

* Genel Sonuç bölümlerinden oluşmaktadır.

 

Yazarımız Prof. Dr. Cihan DURA Bey, hem güncel hem klasik olan kitabının konusunu şöyle açıklıyor:

“Neden ve nasıl düştük bu trajik duruma?

Evet, bugün can alıcı olan soru bu:

Neden ve nasıl düştük bu duruma?

Elinizdeki kitapta, ‘Türkiye’ye Batı Saldırısı’nda bu soruyu soruyor, yanıtını arıyorum; Atatürk Türkiye’sinin yeniden nasıl sömürgeleştirildiğinin yanıtını arıyorum.” (s.7)

 

İçinde bulunduğumuz durumu tüm gerçekliğiyle ele alan bu değerli çalışma, Atatürk’ün “millȋ savunma, millȋ ekonomi ve millȋ eğitim”den oluşan ‘Üç Misak-ı Millisi’nden “millȋ ekonomi” kategorisi içinde yer alacak niteliktedir.

Kitabın yazılış amacı ve yazarımızın maksadı, eserde şu satırlarla dile getirilmektedir:

“Cumhuriyetimiz son 10 yıldır tarihinin en karanlık dönemini yaşıyor. En hayati gerçekler bile halktan, gençlerden, hatta aydınlardan gizleniyor. Üniversiteler, basın, TV kanalları büyük bölümüyle toplumu aydınlatma görevlerini yerine getirmiyorlar. Bu ihmal, ekonomik olay ve sorunlar için de geçerli… Kitabımın bir işlevi de bu olsun istedim: Toplumdan özenle gizlendiğini düşündüğüm ekonomik gerçekleri açıklamak, ifşa etmek, bilinir kılmak!… Dilerim yerine ulaşır. Yurttaşlarımızın bazı hayati gerçekleri görmelerine, uyanmalarına, bilinçlenmelerine katkıda bulunur.” (s.8-9)

Ülkemizin içine düşürüldüğü durumun tarihi kökleri, işin ta başından itibaren bilimsel gerçekliğiyle ancak çok sade, yalın bir ifadeyle, lafı hiç dolaştırmadan, kolay anlaşılır bir dille konu ele alınıp açıklanmaktadır. Şöyle ki;

“Ne zamandan beri böyleyiz biz?

1980 Evren darbesinden, özellikle de 1999 Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümetinden bu yana…

Ancak felȃketin kökleri; 1960’ların Demirel hükümetlerine, 1950’lerin Demokrat Parti iktidarlarına, hatta 1938 sonrası İnönü hükümetlerine kadar uzanıyor.”

“Bununla birlikte asıl öldürücü darbeler AKP iktidarında, AB üyeliği hedefi bahane edilerek indirildi. Atatürk Türkiye’sinin düşmanları bu sayede, ellerine hiç beklemedikleri, çok güçlü bir silah geçirdiler. AB üyeliğini araç şeklinde kullanarak, sonra arkasını getirerek Atatürk’ten ne kaldıysa yıktılar, parça parça, darmadağın ettiler, ediyorlar.”

“Atatürk Türkiye’sini yıkıyorlar, parçalıyorlar, yerine bir sömürge coğrafyası oluşturuyorlar. Ve bu ülkenin ‘Atam izindeyiz’ci –asker ve sivil- aydınlarında ses yok! Birkaç bağrı yanık yurtsever dışında…” (s.11)

 

Devamla durum, şu sözlerle günümüze getiriliyor:

 

“Yıl 2015… Yıkım süreci devam ediyor. Cumhuriyetimizin varlığı ve geleceği üzerindeki tehlike daha da ağırlaşmış. Ülke çözülmeye, geriye yol alıyor, 1919 koşullarına dönmekte. Her alanda gözlemleyebiliyoruz bunu: Politikada, yönetimde, sosyal ve kültürel alanda, eğitimde, askeriyede, ekonomik alanda, dış ilişkilerde… Kısacası Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığını yitirme sürecinde, millȋ egemenlik yok olma noktasında… Biliyoruz ki Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti’ni iki temel üzerinde yükseltmişlerdi:

Millȋ Egemenlik ve

Tam Bağımsızlık…

İçim yanarak söylemek zorundayım ki bu temellerden günümüzde neredeyse eser kalmadı. Bu ilkelerin özellikle son 12 yılda aldıkları ağır ve sürekli darbeler sebebiyle…” (s.11)

Eserin, mutlaka okunmaya ne kadar değer olduğunu ve ülkemizin bugünkü duruma nasıl getirildiğini, inanıyorum ki okuyunca sizler de anlayacak ve hak vereceksiniz.

 

HEDEF ÜLKELERE KİMLER, NE İÇİN

OPERASYONLAR YAPIYOR?

 

“EMPERYALİZM… 500 yıldır insanlığın bütün ıstırap ve felaketlerinin birinci kaynağı… Bugün de boş durmuyor. Oluşturduğu küresel ekonomik düzeni sürdürmek için her şeyi yapıyor, çeşitli stratejiler ve araçlar kullanıyor. Bunlardan “Merit” stratejisine göre, dünyanın diğer herhangi bir hükümeti ne zaman kendi halkına çıkarı için bir şeyler yapmaya çalışsa, Emperyalizm bunu akim /sonuçsuz kılmak için derhal belirli politikalar uygulamaya koyarak, bu ülkelerin gerçek anlamda ilerlemelerini, sanayileşmelerini engelliyor.”

 

“Neoliberalizm kisvesi altında

* ‘Piyasa ekonomisi,

* Küreselleşme,

* Yükselen piyasalar,

* Demokrasi,

* İnsan hakları’ gibi parlak sloganlar kullanarak Türkiye gibi ülkeleri etki altına almakta, bu şekilde;

* Pazarlarını,

* Doğal kaynaklarını, hatta

* Birikmiş sermaye stoklarını gasp etmektedir.”

“Bu süreçte ‘yeni-sömürgeciler’in en başta gelen yardımcıları ise, hedef ülke içindeki [ATATÜRK’ÜN NUTUK’TA ‘dahilȋ bedhahlar’ olarak andığı] işbirlikçilerdir. Başka bir deyişle, Derin Merkez [ve onun yönetimi altındaki ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi merkez ülkeleri] az gelişmiş ülkelerin kendilerine rakip bir güç haline gelmelerini önlemeye çalışırlar. Sanayileşmesi engellenmiş olan [Türkiye gibi] ülkelerin kaynaklarını sömürmek, pazarlarını ele geçirmek, kendilerine rakip olmalarını önlemek için çeşitli ekonomik silahlar kullanırlar. Bu silahlardan başta geleni,

* Serbest mübadeledir, serbest ticarettir.

* İkincisi ülkeyi borçlandırmaktır.

* Üçüncü silah özelleştirmedir.

* Sonra yabancı sermaye gelir.

* Beşincisi o ülkeye toprak sattırmaktır.” (s.221)

 

Bütün bu habis silahlarla uygulanan politikalar “küreselleşme” denilen süreçte, ulus-ötesi şirketlerin çıkarları için, onlar daha büyüsünler, güçlensinler, dünyanın kaynak ve pazarlarını ele geçirsinler diye, yalnız Türkiye’de değil, birçok Çevre ülkesinde uygulamaya konmuştur.”

“KÜRESELLEŞME kapitalizmin dünyaya dayattığı, sömürgeci zihniyetin ürettiği, fetişleştirilmiş bir kavramdır. Çirkin Batının, özellikle ABD’nin, kendi siyasal, sosyal ve ekonomik kalıplarını bütün dünyaya dayatma aracı ve sürecidir. Batının (Derin Merkez’in ve Merkez ülkelerinin) mevcut çıkarlarının, o çıkarları sağlayan düzenin korunması ve daha da ileriye götürülmesi; küresel serbestleştirmeye, yani “küreselleşme” ideolojisinin ve onun rejiminin kök salmasına bağlıdır. Buna karşılık dünyanın geri kalan ülkeleri (Çevre ülkeleri) henüz sanayileşememiş, sahipsiz olarak, Merkez’in sömürüsüne açık bir duruma getiriliyor; sanayileşme girişimleri “Merit stratejisi” yoluyla engelleniyor.”

“Oysa bu ülkelerin durumlarının iyileşmesi, sanayileşmeleri, ilerlemeleri, yeni kurulan sanayilerinin dev ulus-ötesi şirketler karşısında koruma altına alınmasına bağlıdır. Bunun birinci koşulu ise Ulus-Devlet yapısının korunmasıdır. Görülüyor ki Batının çıkarlarının gerektirdiği düzenle [Türkiye gibi] az gelişmiş, sanayileşmeleri engellenmiş ülkelerin çıkarlarının gerektirdiği düzen arasında karşıtlık, uyuşmazlık vardır. Batı tek çözüm yolu olarak şunu görüyor: Bu ülkelerin ulus devletlerinin planlı bir şekilde zayıflatılması; o ülkelerin devletlerinin, Merkez’in çıkarlarına hizmet edecek kalıba dökülmesi… Beş ekonomik silah ve diğerleri bu amaçla kullanılıyor. İşte günümüzde AB ve ABD ile kurulu ilişkiler yoluyla ve işbirlikçilerin desteğiyle Türkiye’de yapılmakta olan budur.” (s.222-223)

 

“Derin Merkez’in emrinde olan IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar ise, ulus-üstüleştirme, bölgeselleştirme ve yerelleştirme gibi yollarla, ulus devleti ulus devlet yapan özellikleri birer birer ortadan kaldırıyor. Çevre ülkelerinin, Derin Merkez’in, ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin çıkarlarının emrine, daha doğrusu bunların küresel şirketlerinin emrine girmelerini sağlıyor. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti de hayli zamandır, özellikle 2003’ten bu yana böyle bir sürece mahkum edilmiş bir durumdadır.” (s.224)

 

Dünya egemeni olmak isteyen sömürgeci zihniyetin kapitalizm adına dünyaya dayattığı KÜRESELLEŞME ideolojisinin ve onun rejiminin kök salması uğruna hedef ülkelere uygulatmaları gereken

* Serbest mübadele, serbest ticarete geçiş,

* Ülkeyi borçlandırmayı kabul,

* Özelleştirmeyi gerçekleştirmek,

* Yabancı sermaye girişine izin vermek

* Ülkenin topraklarını yabancılara satmak operasyonlarına karşı ciddi bir direniş ya da karşı koymanın engellenmesi için, hedef ülkelerin birey ve toplumlarının beyninden, zihninden tutsak edilmesi, bilinçaltlarının işgal edilmesi gerekmektedir ki işte, “AKIL TUTULMASI” bağlamında yurdumuzda her türlü kitle iletişim araçlarıyla bu amaca yönelik narkozlama çalışmaları sürekli yapılmaktadır. Bu operasyonların muhatapları (birey ya da toplum olarak), akıl tutulmasına uğratılarak, normal, sağlıklı düşünme olanaklarını kaybederler; adeta ameliyat masasında narkoz yemiş hasta durumuna gelirler.

 

“MERİT” STRATEJİSİ NEDİR?

 

Zengin ülkeler uluslararası koşuda kural tanımıyorlar, belden aşağı vuruyorlar; hukuk ve ahlak dışı yollara başvuruyor, hile yapıyor, çelme atıyor, tuzak kuruyorlar. Neden?

Geriden gelen ülkelerin, örneğin Türkiye’nin kendilerine yetişmesini önlemek için! Ekonomik bakımdan az gelişmiş çevre ülkelerinin büyük atılımlar yapıp kendilerine yetişmesini engellemek için, birinciliklerini o ülkelere kaptırmamak için! İşte bu küresel politika “Batının merdiveni itme stratejisi”dir, kısaca “MERİT” stratejisidir.

“Merit”, yani “merdiveni itme” stratejisi şöyle tanımlanabilir:

Sanayileşmiş bir ülke; zenginliğinin doruğuna ulaştığı zaman, başka ülkelerin kendi bulunduğu mertebeye erişmesini engellemek için, oraya tırmanmasını sağlayan “merdiven”i iter; yani o ülkelerin, kendi uygulamış olduğu gelişme politikalarını kullanmasını engeller. (s.17-18)

 

PEKİ, NE YAPMALIDIR?

 

Bu soruyu Prof.Dr. Cihan Dura kısaca şöyle cevaplandırmaktadır:

“Türkiye ulus devlet yapısı içinde, ‘Üçüncü Yol ’a dönmelidir. Bu da Atatürk’ün çizdiği kalkınma yoludur: Karma Ekonomi sistemidir.” (s.229)

 

Sayın Prof.Dr. Cihan Dura Hocamız, ELMADAĞI Yayınları arasında çıkan [kitaptan telif ücreti almadığı] bu çok önemli ve değerli eserinde,

“Türkiye [sanayileşmesi engellenmiş diğer ülkeler] ne yapmalıdır?

Hangi politikaları, nasıl izlemelidir?” konusunda, üç ana başlık altında gerçekliği ve geçerliliği olan şu çok mühim önerilerde bulunmaktadır:

 

A-) Genel olarak, yapmaları gereken şey açıktır:

İngiltere’nin, Amerika’nın ve benzeri ülkelerin, “sanayileşmek ve kalkınmak” için 1800’lü yıllarda uyguladıkları korumacılığı, bugün daha fazlasıyla uygulamak!…

 

B-) Bundan başka, izlenecek politikalar şu yadsınmaz gerçek üzerine oturtulmalıdır:

Evrensel olan –her ülkede geçerli- bir ekonomik ve kurumsal politika ve yapılanma yoktur.

Her ülkenin, örneğin Türkiye’nin kendine özgü bir yapısı, gelişim süreci, kendine özgü bir kurtuluş yolu vardır. Özellikleri bazı açılardan diğer ülkelerle ortak olduğu kadar bazı açılardan da çok farklıdır. Politikalar bu yadsınmaz bilimsel gerçeğin ışığında belirlenmelidir. Bilmeyenlere, özellikle de karar alıcılara ve uygulayıcılara mutlaka anlatılmalıdır.

1) Aydınlarımız, bilim adamlarımız (özellikle Atatürkçü olanlar) Batının bilimlerinden yararlan-makla birlikte bağımsız düşünmeye çalışmalı, bağımsız eserler vermelidir. Küreselleşme, kalkınma politikaları, yeni ekonomi ve devlet şekli gibi konuları, Batının ideolojik etkisinden kendisini sıyırarak ele almalı, düşünebilmeli; eleştirel olmalı, bağımsız araştırmalar yapabilmelidir. Böyle bir tutum aynı zamanda Atatürk’ün kurtuluş formülünün, “Ya istiklȃl ya ölüm!” parolasının gerektirdiği bir tutum ve davranıştır. Köleleşip sömürülmektense, ölmek yeğdir!

2) İkinci olarak bilim insanlarımız, politika yapıcılarımız; ABD’nin, İngiltere’nin, Almanya’nın, Fransa’nın bugün ne dediğine (yazıp çizdiğine) değil, geçmişte ne yaptıklarına, 2000 Türkiye’sinin yapısal özelliklerine sahip oldukları 1800’lü yıllarda yaptıklarına bakarak düşünmeli ve karar vermelidir.

Prensip kısaca şudur:

Batının dediğine değil, ne yaptığına bak!…

Ekonomi politikaları bu esasa göre belirlenmelidir.

Tabii böyle bir politika değişikliği günümüz iktidarı gibi teslimiyetçi hükümetlerden beklenemez. Bunu ancak Atatürkçü ve ulusalcı hükümetler başarabilir. Atatürk’ün uyardığı gibi: “Bir vatan, bir ulus yabancıların öğütleriyle yükseltilemez. Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.”

3) Üçüncü olarak Çevre ülkeleri, tabii Türkiye de, Merkez’in istediği biçimde bir küreselleşmeye ve yeni ekonomi sürecine karşı direnmeli, ȃdil bir küreselleşme ve yeni ekonomi için mücadele etmelidir. Çünkü bu yaşadığımız süreç, küreselleşme değil, deyim yerindeyse bir “konikleşme”dir.

Ancak söz konusu direniş ve mücadele, münferit değil ortak bir hareket şeklinde olmalıdır. Bütün Çevre ülkeleri uzun bir süre daha ulus devlet modelini korumak zorundadır. Doğal olarak Türkiye de… Bu da ancak ulus-üstüleşme, bölgeselleşme ve yerelleşme baskıları karşısında, teslimiyetçilikten uzak, bağımsız-ulusalcı politikalar uygulamakla mümkün olabilir. (s. 227-228)

 

C-) Yukarıda belirtilen esaslardan hareketle pratikte yapılması gerekenler şöyle sıralanabilir:

1) Çevre ülkeleri mutlaka sanayileşmelidir. Türkiye de sanayileşme sürecine yeniden girmelidir. Bu da ancak adı geçen ülkelerin, Türkiye’nin, sosyal değişim hızını [Merkez’den bağımsız olarak] kendileri ayarlamak suretiyle mümkün olabilir. Yapılarını, kalkınmalarını, geleceklerini, mutlaka aralarında işbirliği yaparak kendi ulusal çıkarları ölçütüne göre belirlemelidirler.

Daha somut ifadesiyle, ekonomik gelişme açısından ülkemiz şu önlemlere başvurabilir:

* Türkiye Washington Uzlaşması’ndan ayrılmalıdır.

* Yeni bir kalkınma planı hazırlanmalıdır.

* Karma ekonomi sistemine dönülmelidir.

* Serbest ticaret sonlandırılmalıdır.

* Gümrük rejimi değiştirilerek sanayileşmeyi yeniden başlatacak olan gümrük tarifeleri ve miktar kısıtlamaları uygulamaya konulmalıdır.

* Özelleştirmeler durdurulmalı,

* Dış borçlar en aza indirilmeli,

* Yabancı sermaye girişi kısıtlanıp kontrol altına alınmalı,

* Yabancıya toprak satışına son verilmelidir.

2) Asla yılgınlığa meydan vermeden tam bir cesaretle (ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar) Derin Merkez’e karşı, Batı Emperyalizmi’ne karşı, onun aramızdaki ortaklarına karşı sağlam bir cephe oluşturmak, direnmek, mücadele etmek ve gerektiğinde savaşmak gerekir. Türkiye, Çevre ülkeleri ile bir dayanışma zemininde dünya ölçeğinde işbirliğine gitmelidir. Bunun da ilk koşulu, içerdeki işbirlikçilerin sindirilmesi ve etkisizleştirilmesi, iktidardan uzaklaştırılmasıdır.

3) İdeolojimiz, çağın koşullarına uyarlanmış Atatürkçülüktür.

Hedefimiz, Ulus devletimizi bütün varlığımızla, aklımızla, bilgimizle, kanımızla, canımızla korumak, ihya etmektir.

Çözüm yolu, “Yeniden Atatürkçülük”tür.

 

Günümüz Atatürkçülüğü, ON İLKE’ye dayanır:

* Tam Bağımsızlık,

* Ulusal Egemenlik,

* Bilimsel Zihniyet,

* Cumhuriyetçilik,

* Milliyetçilik,

* Devletçilik,

* Halkçılık,

* Devrimcilik,

* Lȃiklik,

* Sosyal Ahlȃk.

 

Ekonomik açıdan bakarsak, bunlar arasında şu sırada en önemli olanı devletçiliktir. Türkiye kalkına-mamıştır, Merkez ülkelerin dayattığı liberalizmle de asla kalkınamayacaktır. Tarih açıkça göstermektedir ki sanayileşmesi engellenmiş bir ülke olarak Türkiye, ulus devlet zırhını korumak zorundadır. Bu sayede toplumsal yapısıyla, ekonomisiyle güçlenecek, rakipleriyle eşit koşullarda rekabet edebilir bir konuma gelecektir. Bunun aksi bir strateji ancak çöküş getirir. Çünkü sanayileşmesi ve kalkınması AB ve ABD tarafından (küresel şirketler tarafından) ekonomik ve siyasal silahlar kullanılarak sürekli engellenecektir. (s. 228-229)

Değerli ellerinize ve yüreğinize sağlık Prof.Dr. Cihan DURA Hocam; sağlık dileklerimizle Sizden, Atatürk’ün ‘Üç Misak-ı Millisi’nden “millȋ ekonomi” kategorisinde gerekli, yararlı, sorunlara çözüm getiren, daha nice güzel eserler bekliyoruz.

 

SEDAT ŞENERMEN

15 MAYIS 2015

 

 

( 1 ) DURA, Prof. Dr. Cihan, TÜRKİYE’YE BATI SALDIRISI Ekonomimiz Hangi Silahlarla İşgal Ediliyor?, İstanbul, 2015, ELMADAĞI Yayınları.

Paylaşımınız için teşekkürler